5.1.14

I am here.

Sağımın solumun olmadığını söylemişmiydim.. Yok. Hiç olmadı.   Sorun sadece sağım solum da değil, sürekli uzaydaki konumumu kaybederim. Kaybolmak, kaybolmak, bulmak adımlarını izlerim bi yere giderken..Eğer ezberlemediğim bi yerdeysem bi harita sudan kıymetlim olur bi anda. Haritalara mecburum kısaca. Ama çok da severim onları.. ( uzuuuun bi aranın ardından onthewayagain de yazmaya basliyorum ..önce bi neredeyim onu bileyim dedim :) 



17.7.13

geç olsun da güç olmasın

Biraz geç kaldığımın farkındayım. Gerçi Deniz dışında bir kişi de sormadı "ne oldu bizim takvimler" diye... 
Neyse, soran yok ama ben yine de bir cevap vereyim. Takvimlerim Mayıs ayında aramıza katılan ufaklıkla ilgileneyim derken aksadı biraz. 

Aksadı diyince tam anlatamıyorum durumu.
Hayat bir başka artık benim için. Zaman nasıl geçiyor şaşkınlık içerisindeyim.Zaman konusunda böylesine aptallaşmışken bir de takvim yapamazdım kabul edersiniz ki... 

Bahanem çok benim gördüğünüz gibi... Geçen ayı, bu ayı ve gelecek ayı birlikte gönderiyorum, sonbaharda görüşürüz..





24.6.13

Reggio Emilia

Bir gün uzun uzun anlatacağım ne olduğunu. Ama bu gün, o gün değil..

Hızla bir duyuru yapıp, kaçacağım.

Benim son bir yıldır yoğun şekilde üzerinde çalıştığım Reggio Emilia ilhamlı atölye çalışmalarımdan "Çocuğun mekanla iletişimi"  projesinin sergisi devam ediyor.Nerede? Yıldız Teknik Üniversitesi'nde.

Facebook ve twitterda şöyle tanıtmıştım projeyi:



Çocuklar mekanla nasıl iletişim kurar?" , "Mekanı nasıl keşfeder ?" ve "Mekana dair bilgilerini nasıl oluşturur?" sorularının cevabını aramak için 3, 4, 5, 6 yaşındaki çocuklarla birlikte Yıldız Teknik üniversitesinde bir proje gerçekleştirdik. Daha doğrusu projenin kendisi çocuklardı. Hiç bir yönerge vermedik, sadece onları gözlemledik ve bolca şaşırdık. Gözlemlerimizi bir sergi ile projeni gerçekleştiği koridorlarda paylaşıyoruz (Yıldız Teknik üniversitesi Mimarlık fakültesi /Beşiktaş) 

Şöyle de bir afişini yaptım, sergi için:



Afişteki o tuğla parçalarını boyayıp sonra onları fotoğraflayan ve bu fotoğraflardan çeşitli kompozisyonlar kuran, kişi Grafik sanatçısı Aylin Önel.

Arkadaşım olur kendisi, bu nedenle,senin şu tasarımının üzerinde bizim çocuklar gezinebilir mi diye sorduğumda kabul etti hemen. Aylin ile ilgili söyleyecek daha bin dünya şey var aman onu bisözlük e saklıyorum. Biliyorsunuz H harfini yazdım sadece.  A harfinde Aylin i anlatacağım.

Bu projeyi, Meşepalamudu Çocuk Evi çocukları ve öğretmenleri ile birlikte gerçekleştirdik.Bu sene sadece bu değil "Benim ağacım, Ağaç benim" ,"Yemeklerin dili" diye adlandırdığım iki proje daha yaptık birlikte. Her projeyi yaklaşık iki ay kadar gözlemledik dokümante ettik, ki aslında tüm sene devam ettirebilecek zenginlikte proje konuları bunlar ...


Kısaca yazıp çıkacağım demiştim,olmadı.

Şu sıralar ne plan yapsam uyamıyorum o plana.
Ben de akışına bırakıyorum. 



  


9.5.13

kağıttan kumaşa

Biraz ani oldu, kağıttan kumaşa geçmek..Biraz da son dakikalığıma doymayayım..
Samir geldi gelecek ben ona özel bir şeyler ancak yapmaya başladım.

Kağıttan  kumaşa geçmek çok zor olmadı da,  ayakları bir türlü zemine basmayan halimden anneliğe nasıl geçeceğim ben? Asıl mesele bu...






29.4.13

mayıs ayı takvimi/ may calendar

Geri sayım başladı sayılır. Mayısın ilk günlerini takvimsiz bırakmamak için içeridekini henüz görmeden bir illüstrasyon hazırladım ama belki sadece mayıs için iki takvim sayfası tasarlarım. Mayıs hak ediyor bunu...
Mayısı seviyorum, baharı seviyorum, henüz resmi olarak tanışmadık ama :) içimdeki bu bıdığı seviyorum...



22.4.13

kokusuz kitaplar

Kitapları burunlarına dayayıp koklayan insanlar vardır ya, ben onlardan biri sayılırım.
Tüm huylarım gibi yine bir küçüklük anısına dayanır bunun hikayesi.
Ablam H  (Bkz. Bi sözlüğü H harfi)küçükken, her kitabın bir kokusu olduğunu ve  kitapların içinde yazılan şeyler gibi koktuklarını söylemişti. Sonra beni ikna etmek için, kitaplıktan  daha doğrusu kitap rafı olan koltuklar vardı  ben küçükken, o koltuğun kitap rafı olan kısmından bir kitap seçerek, ki o kitap  "İsveç kibritleri" idi, çok fakir bir ailenin kuru ekmekleri ıslatıp yemek yaptığı bölümü okuyup, sonra da kitabı burnuma dayayıp, bak işte o ekmekler gibi kokuyor demişti.
Gerçekten de ekmek gibi kokuyordu sayfalar. Kokmasa da  öyle koktuğunu hayal edebilecek bir çocuktum ben. 
O gün bu gündür,  yeni eski, elime geçen her kitabı önce bir koklarım.

Kitap kokusuyla vardı benim için, hala da öyle sayılır. Bu nedenle digital kitaplar için "kitap" tanımını kullanırken bir duraksıyorum. Şöyle bangır bangır, "hey millet, benim nur topu gibi iki kitabım oldu" diye bağırasım var ama nedense sesim istediğim gibi çıkmıyor. Neyse bende durum böyle ama dünya çoktan geçiş yaptı bu yeni düzene.. Geçen sene Bolonya'da kitap fuarında ciddi işaretleri vardı bunun.Duyduğum kadarıyla bu sene çok daha etkinmiş digital yayınlar. Tablet kitapları..

Ön sözlerini daha önce blogdan yayınladığım bu iki bıcır da geçen hafta yayınlandı ve  Londra kitap fuarında dipnot pub. in diğer yayınları ile birlikte tanıtıldı..

Daha önce dipnot tablette yayınlanan, içimden geldiği gibi yazıp çizdiğim şeylerin bir derlemesi diyebiliriz.

Tamam biliyorum, bildiğimiz kitaplar gibi kokmuyor bu kitaplar, ben koku almak için elimden geleni yaptım, ki uzun bir süredir bir tazı kadar iyi koku alıyorum, ama  olmadı bir türlü. Ama onların da farklı özellikleri hassasiyetleri var.. "dokunulma duyuları" çok gelişmiş :)

Neyse, bu kadar tanıtım yeter.. Bundan sonra kendi yaptığım bir şeyi tanıtmak gibi zor bir durumda kalmam umarım..

Dijital kitaplara nasıl ulaşabileceğinizi aşağıda adresledim.

Gitme yazılarını indirmek için bu linke  (Fotoğraf: Salih Aksu)




Başkalarının yaptıklarını indirmek için de bu linke  Tıklayın.

 İki kötü bir iyi haberim var..Bu indirme işlemlerini yapabilmeniz için Ipad iniz olması gerekiyor  bu ilk kötü haberdi. Çok pahalı değiller ama sonuçta 3.59 TL olarak belirlenmiş  bir satış fiyatı var kitapların. İkinci kötü haber de buydu..(İnsan kendi kitabını böyle tanıtmaz herhalde biliyorum ama beni biraz tanıdıysanız böyle enteresan bir şahsiyet olduğumu da biliyorsunuzdur :)

Gelelim iyi habere, I pad için özel tasarlanmış sayfa yapılarına sahip olmasa da  onthewayagain de bu yazılar parça parça var aslında.. Belki de okudunuz. 

Çantasından sürekli bir şeyler çıkaran sihirbaz edasıyla yazmaya başladım ama son bir şey daha ekleyeyim.. Londra kitap fuarında dipnot pub in yayınlarını tanıtan kısa bir video var.Video olarak yükleyemedim, bu linke tıklamanız gerekecek.  Emeği için Salih'e  teşekkür edeyim bir kez daha buradan da. 





1.4.13

BAŞKALARININ YAPTIKLARI

İkinci kitabın adı da belli oldu.
BAŞKALARININ YAPTIKLARI.
İçindekileri yazmak, kitaplara önsöz yazmaktan daha kolaymış ya. Yaşayarak öğrenmiş oldum.
Bundan sonrası dipnot tasarım ekibinde. Salih Aksu'da daha doğrusu.
Ben de heyecanla bekliyorum...



Bazıları bir şeyler yaparlar, bazıları da onların yaptıklarını anlatır ya,   "Başkalarının Yaptıkları"  kitabıyla başkalarının yaptıklarını anlatıyorum ben de. 

Takdir etme, kıskanma, imrenme, haset etme gibi karma karışık duygular içinde anlatıyorum  anlatacaklarımı.  Bu duygular  gerçeğin üzerini  kaplayabiliyor bazen. 
Yazdıklarımı okuyanlar,"Eee gerçekten öyle mi?" diye sorduklarında.  "Hayır, evet, belki " diye  birbiri ile çelişen cevaplar veriyorum. Son zamanlarda bu cevaplara bir yenisi eklendi ve işe yarıyor. Daha doğrusu uzun bir cümle olduğu için, ben açıklamamı bitirdiğimde, karşımdaki anlamasa da tekrar  sormaya cesaret edemiyor.

"Kişiselleştirdim onları " diye başlıyorum, "Onları anlatırken onları anlatmıyorum aslında, benim gözümden nasıl göründüklerini anlatıyorum" diye devam ediyorum, " Bir çeşit dönüştürme de diyebilirim belki, bilmiyorum anlatabildim mi?" diye soruyorum, ama sorduğum sorunun cevabını beklemeden devam edip bir iki cümle daha kuruyorum. Çok manalı olmalarına gerek yok bundan sonra söyleyeceklerimin, hatta yeni bir şey de söylüyorum sayılmaz, başa sarıp " Hayır, evet, belki" üçlüsüne geri dönüyorum.


Kimleri mi kişiselleştirdim ?

Shel Silverstein, Maira Kalman, Lewis Caroll, Suzy Lee, Emily Gravett, Keri Smith, Hugo Pratt, Karen O Larry

Neden onları  kişiselleştirdim ? diye kendime sorduğumda (cevabını bilmediğim soruları kendime sormasam keşke) tam bir cevap bulamıyorum.

Bu insanların bir kısmı çiziyor, bir kısmı yazıyor, bir kısmı hem yazıp hem çiziyor mu peki? diye sorulsa cevabı  evet olur mu?   Hayır.

Eserleri  kendi isimlerinin önüne geçmiş kişiler diyebilir miyiz onlara? Belki.

Ben onları gerçekten çok mu kıskanıyorum ? Evet.

Beyhan İslam

25.3.13

GİTME YAZILARI

Dipnot tablet te Beyhan'ın seyir defteri köşesinde yayınlanan yazılarımın bir,iki  Ipad kitabı  haline gelmesi gibi bir proje var. Daha doğrusu ben ön sözleri bitirip gönderdiğimde yapılmış olacak. 

Kitaplardan biri gezi yazıları denilebilecek bir türe giriyor.Benim gezme ile ilgili durumumu bilenlerin tahmin edeceği üzere tipik gezi yazıları değil bunlar.Onlara "GİTME YAZILARI" dedim bu nedenle ama sizden daha yaratıcı başka öneriler gelirse çok sevineceğim.
İki gün önce Bologna için ağıt yakıyordum ama bugün ilk kitabın önsözünü yazarken heyecanlanıverdim birden.
Neyse işte ön söz taslağı ekte..İsim önerilerini bekliyorum..


GİTME YAZILARI
Kalabalık bir ailede dünyaya gelmenin bazı zorlukları vardır. Kendinize ait bir odanız olmasını beklemeniz bir hayaldir mesela. Benim o kadar büyük hayallerim yoktu  gerçi ama ara ara küçücükte olsa sadece benim olan  bir yer isterdim. Bir gün buldum o yeri.  Salonu oturma odasından ayıran katlanır kapıların, katlandığında oluşan üçgen aralığı tam bana göreydi. Kimsenin tenezzül etmeyeceği bir yer olması dışında, sivri köşeleri sayesinde evdeki  hiçbir yere benzemiyordu.  Birkaç kitap, kalemlerim, kağıtlarım, bir de bavulum... Hep birlikte zorlukla sığardık içine. Bavul? Söylemeyi unuttum, kalabalık bir ailede odanız olmadığı gibi eşyalarınızı koyabileceğiniz bir dolabınız da olmayabilir. Benim de 8 yaşımdan  beri, dedemden kalma bir bavulda duruyordu eşyalarım. Bu durumdan yakındığımı hatırlamıyorum hatta her an gidecekmişim gibi hazır olmak çok hoşuma giderdi. "Gitmek" benim  için "gezmek" ile aynı anlama gelirdi. Bazen ona buna kızar bavulumu kaptığım gibi  giderdim ve çok uzaklaşamadan dönerdim. 

Sonra büyüdüm işte. Kabardığı için hep kısacık kestirilen saçlarım uzadı, salondaki  Art Nouveau taklidi vitrinin en üst rafına kadar erişti elim kolum. Benden büyük kardeşlerim  teker teker yuvadan uçarken,  dar açılı kapı aralığından bir odaya terfi etsem de eşyalarım o  bavulda durmaya devam etti bir  süre daha. Boyum uzasa da gitmek, kalmak, yer, sahiplik, kelimeleriyle derdim  de devam etti. Hem bir yerim olsun istedim hem de hiçbir şeyin beni bağlamamasını, sırtımda ağırlık yapmamasını  Velhasıl ben hep gittim. Gezmedim, gittim.
Bu bir türlü kavrayamadığım  kelimelere bir de "sürüklenmek " eklendi bir süre sonra. Sürüklenircesine gittim ama her seferinde  o olmayan küçücük  yerime kavuşma isteğiyle kavrularak döndüm. Yer denen şey, cebime sığacak kadar küçük olsaydı belki de dönmezdim. 
Bu yazıya Harry Connick Jr. in Drifting i eşlik eder,eğer bu linke tıklarsanız.
Benim yine sürüklendiğim dönemlerin birinde bir arkadaşım sayesinde tanışmıştım Drifting ile. Arkadaşım da sürükleniyordu. Sonra o bir tarafa sürüklendi, ben başka bir tarafa... Ama şarkı kaldı. Yazı da böyle bir şey işte. Neden yazdığını düşünüyor ya insan bazen. Kalsın diye. Ben gidince o kalsın diye yazıyorum galiba..
Neyse işte oğulun doğumundan önce iki kitap doğuracağımdır. Kitap sanal raflarda yerini aldığında haber veririm. Komik olan, I pad im olmadığı için benim okuyamayacak olmam :))

haydi gidelim..
b


23.3.13

Bologna ilistürasyonlu çocuk kitapları fuarı

geçen sene tam şu zamanlar oradaydım... sanmıştım ki, bu sene kitabımla birlikte orada olacağız yine:)
neyse.. belki bir sonraki seneye...

26.2.13

mart/ march

mart, kedi sesleriyle birlikte  gelir istanbul'a  :)
beyhan kediden korksa da kedi çizmeye bayılır.
nisan da görüşmek üzere
b


14.2.13

Hi mom...

insanın içinde bir şey kıpır kıpır ederken, ciddi bir şeyi nasıl yapsın.. mart takvimini hazırlamaya çalışıyorum. mart tavşanı çizmek lazım belki.. ya da mart kedilerini.  
ya da şu içimdeki kıpırdak yavruya dair bir şey çizmeye mi başlasam artık ??




29.12.12

hello 2013


Mutlu seneler herkese.. Kuru kuru kutlamayayım, bir şey hediye edeyim dedim. Daha doğrusu siz 15x15 cm bir çıktısını alırsanız, size küçük bir takvim hediye etmiş olacağım. Her ay da yenisini göndermeyi diliyorum, yeni yıldan. Ocak ayı illüstrasyonu, Bolivya'da dünyanın en yüksek gölü Titicaca kıyısında yaşayan bir kız çocuğu. Bakalım Şubat ayı ne olacak.


12.8.12

her şey böyle başlamıştı..


İşi gücü bırakıp ne zaman biteceğini bilmediğim bir seyahate çıkmıştım. "Biraz uzaklaşayım da ne yapacağıma o zaman karar veririm"  fikri çok parlak bir fikir gibi gelmişti O sırada:).  Yanıma defterler almıştım hem gördüklerimi yazacaktım hem de yıllardır çizmemiştim, elim biraz acilsa fena olmazdı. Son 4 yıl  hesap yapmak icin ya da birine hızla bir şey anlatma icin kalemi kagıdı elime almıstım.. Hep acelem vardı o vakitler.  Hep birşeyleri yetiştirmeye çalışırdım. Çizemezdim. Okuyamazdım. Hatta hatta seyredemezdim bile.. muhtesem dikkat dağınıklığım ve ben oyle telas icinde yaşayıp giderdik.

neyse iste defterler ve kalem vardı yanımda ..ve hic bir sey icin de acelem yoktu. yetisecegim bir toplantı, sunus yoktu... surekli calan ve beni yerimden hoplatan telefon sesleri yoktu. sadece kalem ve kagıt vardı.. ben de yazmaya cizmeye basladim.
sonra ne mi oldu? 
hahaha hic bir sey tabiki.. ben yazmaya ve cizmeye devam ettim.. aklıma ne yapacagıma dair en ufak bir fikir gelmedi :).. yanıma aldıgım defterler bitti yenilerini aldım   sonra yenileri bitti. daha yenilerini aldım.



  

seinfeldian  :)


ozgur kadin heykeli.. digereli gorulmuyor ama megersem kanunlar kitabi varmis diger elde.. diyorum  hep ben bir seyi cizince görmeye basliyorum diye.. yoksa bos bos bakiyorum cogu zaman demek ki..

bir posetin uzerinde vardı bu teknik..yoksa bu bina ciz ciz bitmez...

neden bilmem biraz boyle vahsice seyler cizmeye basladim bir ara.. sanirm donersem beni  yiyecek bir takim canavarlar oldugunu dusundum.. 






arzuyla beyhan da cok hayalperestti canim..dolmusa biner gibi balona binerlerdi..

ben kuzey guney amerikada gezerken arzu da afrikadaydi.. yalnız gezdigim hissini azaltıyordu es zamanlı olarak gezmemiz  galiba..

bu portreler bolivya  da ortaya cıktı. binalardan insanlara.. daha cok cocuklara bakmaya basladim. 



10.8.12

huylu huyundan vazgecmez.

ayıptır söylemesi tuvalet uzmanıyımdır  bu nedenle ilk bu fotoyu koydum..


Bas bas dokunmam ben bi daha autocad e..diye  bagrinsam da yine bir Dekaaarasyon! isine bulastim. En azından cocuklarla ilgili diyorum, kendime  çok kızmamak için..Tam bir ay sonra bicir bicir cocuklar su cizdigim seylere bakıyor olacaklar. Bakalım tepkileri ne olacak.. Bu arada yarım yamalak inşai halleri bunlar. Her zamanki gibi yumurta kapıya dayanır ya su islerde.. Hic ama hic birsey degismemis ben bırakalı :) 
Bitince begenmeyecegim icin  (en pis huyumdur) simdi paylasayim dedim...


bir garip balina bu. bazen çizdiğim illüstrasyonlara da acıdığım oluyor. Bu balinacıga da icim sızlıyor. Mıknatıslı bir plaka yerleşebilsin diye gözü ağızına girdi neredeyse.. Bu Haliyle gülmeye çalışıyor üstüne.. 

büyüyünce lokomotif  olacak

illüstrasyonlarım hala iki boyut ama artık bir ağırlıkları var. su sevimli sey umarım sıkı sıkı sabitlenebilir duvara.  bak simdi kaygilandim bunu yazarken.. uff. guvenlik icin sıkı gozden gecirmek lazim her bir seyi..



her halinden belli, "ben atölyede bir dolabım" demeye çalışıyor bu dolap.. Ama yemezler.. Burası benim atölyem değil.

buraya ne yazmıstım unuttum.. kayıp gibi birsey okuyorum simdi ama durup dururken niye kayıp yazayım ki

bir çeşit bulaşıkhane burası.. şu alternatif egitim modellerinde çocuklar her türlü kiri pisi topluyor temizliyor  ya.. bu aktiviteden yaratıcı birşeyler çıkarmı bilmiyorum ama en azından suyla oynamış olurlar.. 
elimi korkak alistirmamisim..