5.10.15
4.10.15
15.6.15
haziran 2015
Kendi çapımda zamanı geri alıyorum:) Geçen zamanın takvimi haline geldi benim takvim işi..kötü. Haziran ayı ben 2015 haziranını unutmayım diye yapıldı. Mayıs? Mayıs ı atladım...atlanası günlerdi ama atlamayıp isteyene ( arcbeyhan@gmail.com a mail atana) gönderebilirim. Bu ayın kafası #sylviaplathkafası. RIP sylvia...iyi uykular...
30.1.15
8.1.15
2.1.15
Nazlı'nın Berlin'i
Hani buraya gezdiğim yerleri de yazacaktım, hani...Onthewayagain e yazmadığım bir sürü küçük seyahatim oldu 2014 de ama yazamadım, çizemedim...
Eskisi kadar sık değil ve eskisi kadar uzun mesafelere uzanmıyor artık benim seyahatler. Eskiden sürüklenir gibi giderdim sanki geriye dönmeyecekmişim gibi hissederdim (isterdim) şimdi eğer Samir'i almamışsam, vücudumdan bir parçayı bırakmışım gibi oluyor. Daha giderken geri dönüşü düşünüyorum. Yani işler biraz değişti.. neyse son kaçamağı kayıt altına alayım ve yavrunun yanına gideyim.
Kasım sonunda Berlin'e gittim. Daha önce de gitmiştim oraya ama bu seferki çok farklıydı. Nazlı'nın Berlin'ini gezdim. Yalnız gezmek üzerine konuşup durdum hep ama sevdiğin bir insanın yaşadığı (bir süre yaşadığı) kenti onunla birlikte gezmek çok bi başkaymış.
Eskisi kadar sık değil ve eskisi kadar uzun mesafelere uzanmıyor artık benim seyahatler. Eskiden sürüklenir gibi giderdim sanki geriye dönmeyecekmişim gibi hissederdim (isterdim) şimdi eğer Samir'i almamışsam, vücudumdan bir parçayı bırakmışım gibi oluyor. Daha giderken geri dönüşü düşünüyorum. Yani işler biraz değişti.. neyse son kaçamağı kayıt altına alayım ve yavrunun yanına gideyim.
Kasım sonunda Berlin'e gittim. Daha önce de gitmiştim oraya ama bu seferki çok farklıydı. Nazlı'nın Berlin'ini gezdim. Yalnız gezmek üzerine konuşup durdum hep ama sevdiğin bir insanın yaşadığı (bir süre yaşadığı) kenti onunla birlikte gezmek çok bi başkaymış.
beyhankafası
Böyle kafalar çizmeye başladım bir süredir. Saçlarına masallar, hikayeler işliyorum. Bazen de küçük sırlar :)
22.12.14
2015.. mutlu seneler
beyhankafası takvim olmak istedi.. :)
ocak ayı en bi sevdiğim Alice ile başlıyor.
bi istediğim var bu sene. bu takvimin, kimin evine, işine, dünyasına girdiğini merak ediyorum.
onu yeni evinde gösterir bir fotoğrafı arcbeyhan@gmail.com adresine gönderirseniz sevinirim. sahiden sevinirim..
herkese iyi seneler..
ocak ayı en bi sevdiğim Alice ile başlıyor.
bi istediğim var bu sene. bu takvimin, kimin evine, işine, dünyasına girdiğini merak ediyorum.
onu yeni evinde gösterir bir fotoğrafı arcbeyhan@gmail.com adresine gönderirseniz sevinirim. sahiden sevinirim..
herkese iyi seneler..
22.11.14
24.9.14
13.4.14
5.1.14
I am here.
Sağımın solumun olmadığını söylemişmiydim.. Yok. Hiç olmadı. Sorun sadece sağım solum da değil, sürekli uzaydaki konumumu kaybederim. Kaybolmak, kaybolmak, bulmak adımlarını izlerim bi yere giderken..Eğer ezberlemediğim bi yerdeysem bi harita sudan kıymetlim olur bi anda. Haritalara mecburum kısaca. Ama çok da severim onları.. ( uzuuuun bi aranın ardından onthewayagain de yazmaya basliyorum ..önce bi neredeyim onu bileyim dedim :)
1.12.13
17.10.13
13.10.13
4.9.13
17.7.13
geç olsun da güç olmasın
Biraz geç kaldığımın farkındayım. Gerçi Deniz dışında bir kişi de sormadı "ne oldu bizim takvimler" diye...
Neyse, soran yok ama ben yine de bir cevap vereyim. Takvimlerim Mayıs ayında aramıza katılan ufaklıkla ilgileneyim derken aksadı biraz.
Aksadı diyince tam anlatamıyorum durumu.
Hayat bir başka artık benim için. Zaman nasıl geçiyor şaşkınlık içerisindeyim.Zaman konusunda böylesine aptallaşmışken bir de takvim yapamazdım kabul edersiniz ki...
Bahanem çok benim gördüğünüz gibi... Geçen ayı, bu ayı ve gelecek ayı birlikte gönderiyorum, sonbaharda görüşürüz..
Neyse, soran yok ama ben yine de bir cevap vereyim. Takvimlerim Mayıs ayında aramıza katılan ufaklıkla ilgileneyim derken aksadı biraz.
Aksadı diyince tam anlatamıyorum durumu.
Hayat bir başka artık benim için. Zaman nasıl geçiyor şaşkınlık içerisindeyim.Zaman konusunda böylesine aptallaşmışken bir de takvim yapamazdım kabul edersiniz ki...
Bahanem çok benim gördüğünüz gibi... Geçen ayı, bu ayı ve gelecek ayı birlikte gönderiyorum, sonbaharda görüşürüz..
24.6.13
Reggio Emilia
Bir gün uzun uzun anlatacağım ne olduğunu. Ama bu gün, o gün değil..
Hızla bir duyuru yapıp, kaçacağım.
Benim son bir yıldır yoğun şekilde üzerinde çalıştığım Reggio Emilia ilhamlı atölye çalışmalarımdan "Çocuğun mekanla iletişimi" projesinin sergisi devam ediyor.Nerede? Yıldız Teknik Üniversitesi'nde.
Facebook ve twitterda şöyle tanıtmıştım projeyi:
Çocuklar mekanla nasıl iletişim kurar?" , "Mekanı nasıl keşfeder ?" ve "Mekana dair bilgilerini nasıl oluşturur?" sorularının cevabını aramak için 3, 4, 5, 6 yaşındaki çocuklarla birlikte Yıldız Teknik üniversitesinde bir proje gerçekleştirdik. Daha doğrusu projenin kendisi çocuklardı. Hiç bir yönerge vermedik, sadece onları gözlemledik ve bolca şaşırdık. Gözlemlerimizi bir sergi ile projeni gerçekleştiği koridorlarda paylaşıyoruz (Yıldız Teknik üniversitesi Mimarlık fakültesi /Beşiktaş)
Şöyle de bir afişini yaptım, sergi için:
Afişteki o tuğla parçalarını boyayıp sonra onları fotoğraflayan ve bu fotoğraflardan çeşitli kompozisyonlar kuran, kişi Grafik sanatçısı Aylin Önel.
Arkadaşım olur kendisi, bu nedenle,senin şu tasarımının üzerinde bizim çocuklar gezinebilir mi diye sorduğumda kabul etti hemen. Aylin ile ilgili söyleyecek daha bin dünya şey var aman onu bisözlük e saklıyorum. Biliyorsunuz H harfini yazdım sadece. A harfinde Aylin i anlatacağım.
Bu projeyi, Meşepalamudu Çocuk Evi çocukları ve öğretmenleri ile birlikte gerçekleştirdik.Bu sene sadece bu değil "Benim ağacım, Ağaç benim" ,"Yemeklerin dili" diye adlandırdığım iki proje daha yaptık birlikte. Her projeyi yaklaşık iki ay kadar gözlemledik dokümante ettik, ki aslında tüm sene devam ettirebilecek zenginlikte proje konuları bunlar ...
Kısaca yazıp çıkacağım demiştim,olmadı.
Şu sıralar ne plan yapsam uyamıyorum o plana.
Ben de akışına bırakıyorum.
Hızla bir duyuru yapıp, kaçacağım.
Benim son bir yıldır yoğun şekilde üzerinde çalıştığım Reggio Emilia ilhamlı atölye çalışmalarımdan "Çocuğun mekanla iletişimi" projesinin sergisi devam ediyor.Nerede? Yıldız Teknik Üniversitesi'nde.
Facebook ve twitterda şöyle tanıtmıştım projeyi:
Çocuklar mekanla nasıl iletişim kurar?" , "Mekanı nasıl keşfeder ?" ve "Mekana dair bilgilerini nasıl oluşturur?" sorularının cevabını aramak için 3, 4, 5, 6 yaşındaki çocuklarla birlikte Yıldız Teknik üniversitesinde bir proje gerçekleştirdik. Daha doğrusu projenin kendisi çocuklardı. Hiç bir yönerge vermedik, sadece onları gözlemledik ve bolca şaşırdık. Gözlemlerimizi bir sergi ile projeni gerçekleştiği koridorlarda paylaşıyoruz (Yıldız Teknik üniversitesi Mimarlık fakültesi /Beşiktaş)
Şöyle de bir afişini yaptım, sergi için:
Afişteki o tuğla parçalarını boyayıp sonra onları fotoğraflayan ve bu fotoğraflardan çeşitli kompozisyonlar kuran, kişi Grafik sanatçısı Aylin Önel.
Arkadaşım olur kendisi, bu nedenle,senin şu tasarımının üzerinde bizim çocuklar gezinebilir mi diye sorduğumda kabul etti hemen. Aylin ile ilgili söyleyecek daha bin dünya şey var aman onu bisözlük e saklıyorum. Biliyorsunuz H harfini yazdım sadece. A harfinde Aylin i anlatacağım.
Bu projeyi, Meşepalamudu Çocuk Evi çocukları ve öğretmenleri ile birlikte gerçekleştirdik.Bu sene sadece bu değil "Benim ağacım, Ağaç benim" ,"Yemeklerin dili" diye adlandırdığım iki proje daha yaptık birlikte. Her projeyi yaklaşık iki ay kadar gözlemledik dokümante ettik, ki aslında tüm sene devam ettirebilecek zenginlikte proje konuları bunlar ...
Kısaca yazıp çıkacağım demiştim,olmadı.
Şu sıralar ne plan yapsam uyamıyorum o plana.
Ben de akışına bırakıyorum.
23.5.13
9.5.13
kağıttan kumaşa
Biraz ani oldu, kağıttan kumaşa geçmek..Biraz da son dakikalığıma doymayayım..
Samir geldi gelecek ben ona özel bir şeyler ancak yapmaya başladım.
Kağıttan kumaşa geçmek çok zor olmadı da, ayakları bir türlü zemine basmayan halimden anneliğe nasıl geçeceğim ben? Asıl mesele bu...
Samir geldi gelecek ben ona özel bir şeyler ancak yapmaya başladım.
Kağıttan kumaşa geçmek çok zor olmadı da, ayakları bir türlü zemine basmayan halimden anneliğe nasıl geçeceğim ben? Asıl mesele bu...
29.4.13
mayıs ayı takvimi/ may calendar
Geri sayım başladı sayılır. Mayısın ilk günlerini takvimsiz bırakmamak için içeridekini henüz görmeden bir illüstrasyon hazırladım ama belki sadece mayıs için iki takvim sayfası tasarlarım. Mayıs hak ediyor bunu...
Mayısı seviyorum, baharı seviyorum, henüz resmi olarak tanışmadık ama :) içimdeki bu bıdığı seviyorum...
Mayısı seviyorum, baharı seviyorum, henüz resmi olarak tanışmadık ama :) içimdeki bu bıdığı seviyorum...
22.4.13
kokusuz kitaplar
Kitapları burunlarına dayayıp koklayan insanlar vardır ya, ben onlardan biri sayılırım.
Tüm huylarım gibi yine bir küçüklük anısına dayanır bunun hikayesi.
Ablam H (Bkz. Bi sözlüğü H harfi)küçükken, her kitabın bir kokusu olduğunu ve kitapların içinde yazılan şeyler gibi koktuklarını söylemişti. Sonra beni ikna etmek için, kitaplıktan daha doğrusu kitap rafı olan koltuklar vardı ben küçükken, o koltuğun kitap rafı olan kısmından bir kitap seçerek, ki o kitap "İsveç kibritleri" idi, çok fakir bir ailenin kuru ekmekleri ıslatıp yemek yaptığı bölümü okuyup, sonra da kitabı burnuma dayayıp, bak işte o ekmekler gibi kokuyor demişti.
Gerçekten de ekmek gibi kokuyordu sayfalar. Kokmasa da öyle koktuğunu hayal edebilecek bir çocuktum ben.
O gün bu gündür, yeni eski, elime geçen her kitabı önce bir koklarım.
Kitap kokusuyla vardı benim için, hala da öyle sayılır. Bu nedenle digital kitaplar için "kitap" tanımını kullanırken bir duraksıyorum. Şöyle bangır bangır, "hey millet, benim nur topu gibi iki kitabım oldu" diye bağırasım var ama nedense sesim istediğim gibi çıkmıyor. Neyse bende durum böyle ama dünya çoktan geçiş yaptı bu yeni düzene.. Geçen sene Bolonya'da kitap fuarında ciddi işaretleri vardı bunun.Duyduğum kadarıyla bu sene çok daha etkinmiş digital yayınlar. Tablet kitapları..
Ön sözlerini daha önce blogdan yayınladığım bu iki bıcır da geçen hafta yayınlandı ve Londra kitap fuarında dipnot pub. in diğer yayınları ile birlikte tanıtıldı..
Daha önce dipnot tablette yayınlanan, içimden geldiği gibi yazıp çizdiğim şeylerin bir derlemesi diyebiliriz.
Tamam biliyorum, bildiğimiz kitaplar gibi kokmuyor bu kitaplar, ben koku almak için elimden geleni yaptım, ki uzun bir süredir bir tazı kadar iyi koku alıyorum, ama olmadı bir türlü. Ama onların da farklı özellikleri hassasiyetleri var.. "dokunulma duyuları" çok gelişmiş :)
Neyse, bu kadar tanıtım yeter.. Bundan sonra kendi yaptığım bir şeyi tanıtmak gibi zor bir durumda kalmam umarım..
Dijital kitaplara nasıl ulaşabileceğinizi aşağıda adresledim.
Gitme yazılarını indirmek için bu linke (Fotoğraf: Salih Aksu)
Başkalarının yaptıklarını indirmek için de bu linke Tıklayın.
İki kötü bir iyi haberim var..Bu indirme işlemlerini yapabilmeniz için Ipad iniz olması gerekiyor bu ilk kötü haberdi. Çok pahalı değiller ama sonuçta 3.59 TL olarak belirlenmiş bir satış fiyatı var kitapların. İkinci kötü haber de buydu..(İnsan kendi kitabını böyle tanıtmaz herhalde biliyorum ama beni biraz tanıdıysanız böyle enteresan bir şahsiyet olduğumu da biliyorsunuzdur :)
Gelelim iyi habere, I pad için özel tasarlanmış sayfa yapılarına sahip olmasa da onthewayagain de bu yazılar parça parça var aslında.. Belki de okudunuz.
Çantasından sürekli bir şeyler çıkaran sihirbaz edasıyla yazmaya başladım ama son bir şey daha ekleyeyim.. Londra kitap fuarında dipnot pub in yayınlarını tanıtan kısa bir video var.Video olarak yükleyemedim, bu linke tıklamanız gerekecek. Emeği için Salih'e teşekkür edeyim bir kez daha buradan da.
Tüm huylarım gibi yine bir küçüklük anısına dayanır bunun hikayesi.
Ablam H (Bkz. Bi sözlüğü H harfi)küçükken, her kitabın bir kokusu olduğunu ve kitapların içinde yazılan şeyler gibi koktuklarını söylemişti. Sonra beni ikna etmek için, kitaplıktan daha doğrusu kitap rafı olan koltuklar vardı ben küçükken, o koltuğun kitap rafı olan kısmından bir kitap seçerek, ki o kitap "İsveç kibritleri" idi, çok fakir bir ailenin kuru ekmekleri ıslatıp yemek yaptığı bölümü okuyup, sonra da kitabı burnuma dayayıp, bak işte o ekmekler gibi kokuyor demişti.
Gerçekten de ekmek gibi kokuyordu sayfalar. Kokmasa da öyle koktuğunu hayal edebilecek bir çocuktum ben.
O gün bu gündür, yeni eski, elime geçen her kitabı önce bir koklarım.
Kitap kokusuyla vardı benim için, hala da öyle sayılır. Bu nedenle digital kitaplar için "kitap" tanımını kullanırken bir duraksıyorum. Şöyle bangır bangır, "hey millet, benim nur topu gibi iki kitabım oldu" diye bağırasım var ama nedense sesim istediğim gibi çıkmıyor. Neyse bende durum böyle ama dünya çoktan geçiş yaptı bu yeni düzene.. Geçen sene Bolonya'da kitap fuarında ciddi işaretleri vardı bunun.Duyduğum kadarıyla bu sene çok daha etkinmiş digital yayınlar. Tablet kitapları..
Ön sözlerini daha önce blogdan yayınladığım bu iki bıcır da geçen hafta yayınlandı ve Londra kitap fuarında dipnot pub. in diğer yayınları ile birlikte tanıtıldı..
Daha önce dipnot tablette yayınlanan, içimden geldiği gibi yazıp çizdiğim şeylerin bir derlemesi diyebiliriz.
Tamam biliyorum, bildiğimiz kitaplar gibi kokmuyor bu kitaplar, ben koku almak için elimden geleni yaptım, ki uzun bir süredir bir tazı kadar iyi koku alıyorum, ama olmadı bir türlü. Ama onların da farklı özellikleri hassasiyetleri var.. "dokunulma duyuları" çok gelişmiş :)
Neyse, bu kadar tanıtım yeter.. Bundan sonra kendi yaptığım bir şeyi tanıtmak gibi zor bir durumda kalmam umarım..
Dijital kitaplara nasıl ulaşabileceğinizi aşağıda adresledim.
Gitme yazılarını indirmek için bu linke (Fotoğraf: Salih Aksu)
Başkalarının yaptıklarını indirmek için de bu linke Tıklayın.
İki kötü bir iyi haberim var..Bu indirme işlemlerini yapabilmeniz için Ipad iniz olması gerekiyor bu ilk kötü haberdi. Çok pahalı değiller ama sonuçta 3.59 TL olarak belirlenmiş bir satış fiyatı var kitapların. İkinci kötü haber de buydu..(İnsan kendi kitabını böyle tanıtmaz herhalde biliyorum ama beni biraz tanıdıysanız böyle enteresan bir şahsiyet olduğumu da biliyorsunuzdur :)
Gelelim iyi habere, I pad için özel tasarlanmış sayfa yapılarına sahip olmasa da onthewayagain de bu yazılar parça parça var aslında.. Belki de okudunuz.
Çantasından sürekli bir şeyler çıkaran sihirbaz edasıyla yazmaya başladım ama son bir şey daha ekleyeyim.. Londra kitap fuarında dipnot pub in yayınlarını tanıtan kısa bir video var.Video olarak yükleyemedim, bu linke tıklamanız gerekecek. Emeği için Salih'e teşekkür edeyim bir kez daha buradan da.
1.4.13
BAŞKALARININ YAPTIKLARI
İkinci kitabın adı da belli oldu.
BAŞKALARININ YAPTIKLARI.
İçindekileri yazmak, kitaplara önsöz yazmaktan daha kolaymış ya. Yaşayarak öğrenmiş oldum.
Bundan sonrası dipnot tasarım ekibinde. Salih Aksu'da daha doğrusu.
Ben de heyecanla bekliyorum...
BAŞKALARININ YAPTIKLARI.
İçindekileri yazmak, kitaplara önsöz yazmaktan daha kolaymış ya. Yaşayarak öğrenmiş oldum.
Bundan sonrası dipnot tasarım ekibinde. Salih Aksu'da daha doğrusu.
Ben de heyecanla bekliyorum...
Bazıları
bir şeyler yaparlar, bazıları da onların yaptıklarını anlatır ya, "Başkalarının Yaptıkları" kitabıyla başkalarının yaptıklarını
anlatıyorum ben de.
Takdir etme, kıskanma, imrenme, haset etme gibi karma
karışık duygular içinde anlatıyorum anlatacaklarımı. Bu duygular gerçeğin üzerini kaplayabiliyor bazen.
Yazdıklarımı okuyanlar,"Eee gerçekten öyle mi?" diye
sorduklarında. "Hayır, evet, belki " diye birbiri ile çelişen cevaplar veriyorum. Son
zamanlarda bu cevaplara bir yenisi eklendi ve işe yarıyor. Daha doğrusu uzun
bir cümle olduğu için, ben açıklamamı bitirdiğimde, karşımdaki anlamasa da
tekrar sormaya cesaret edemiyor.
"Kişiselleştirdim onları " diye başlıyorum, "Onları anlatırken onları anlatmıyorum
aslında, benim gözümden nasıl göründüklerini anlatıyorum" diye devam
ediyorum, " Bir çeşit dönüştürme de
diyebilirim belki, bilmiyorum anlatabildim mi?" diye soruyorum, ama
sorduğum sorunun cevabını beklemeden devam edip bir iki cümle daha kuruyorum. Çok
manalı olmalarına gerek yok bundan sonra söyleyeceklerimin, hatta yeni bir şey
de söylüyorum sayılmaz, başa sarıp "
Hayır, evet, belki" üçlüsüne geri dönüyorum.
Kimleri mi kişiselleştirdim
?
Shel
Silverstein, Maira Kalman, Lewis Caroll, Suzy Lee, Emily Gravett, Keri Smith,
Hugo Pratt, Karen O Larry
Neden
onları kişiselleştirdim ? diye kendime
sorduğumda (cevabını bilmediğim soruları
kendime sormasam keşke) tam bir cevap bulamıyorum.
Bu
insanların bir kısmı çiziyor, bir kısmı yazıyor, bir kısmı hem yazıp hem
çiziyor mu peki? diye sorulsa cevabı
evet olur mu? Hayır.
Eserleri kendi isimlerinin önüne geçmiş kişiler
diyebilir miyiz onlara? Belki.
Ben onları
gerçekten çok mu kıskanıyorum ? Evet.
Beyhan
İslam
25.3.13
GİTME YAZILARI
Dipnot tablet te Beyhan'ın seyir defteri köşesinde yayınlanan yazılarımın bir,iki Ipad kitabı haline gelmesi gibi bir proje var. Daha doğrusu ben ön sözleri bitirip gönderdiğimde yapılmış olacak.
Kitaplardan biri gezi yazıları denilebilecek bir türe giriyor.Benim gezme ile ilgili durumumu bilenlerin tahmin edeceği üzere tipik gezi yazıları değil bunlar.Onlara "GİTME YAZILARI" dedim bu nedenle ama sizden daha yaratıcı başka öneriler gelirse çok sevineceğim.
İki gün önce Bologna için ağıt yakıyordum ama bugün ilk kitabın önsözünü yazarken heyecanlanıverdim birden.
Neyse işte ön söz taslağı ekte..İsim önerilerini bekliyorum..
Kitaplardan biri gezi yazıları denilebilecek bir türe giriyor.Benim gezme ile ilgili durumumu bilenlerin tahmin edeceği üzere tipik gezi yazıları değil bunlar.Onlara "GİTME YAZILARI" dedim bu nedenle ama sizden daha yaratıcı başka öneriler gelirse çok sevineceğim.
İki gün önce Bologna için ağıt yakıyordum ama bugün ilk kitabın önsözünü yazarken heyecanlanıverdim birden.
Neyse işte ön söz taslağı ekte..İsim önerilerini bekliyorum..
GİTME YAZILARI
Kalabalık bir ailede dünyaya gelmenin bazı zorlukları vardır. Kendinize ait bir odanız olmasını beklemeniz bir hayaldir mesela. Benim o kadar büyük hayallerim yoktu gerçi ama ara ara küçücükte olsa sadece benim olan bir yer isterdim. Bir gün buldum o yeri. Salonu oturma odasından ayıran katlanır kapıların, katlandığında oluşan üçgen aralığı tam bana göreydi. Kimsenin tenezzül etmeyeceği bir yer olması dışında, sivri köşeleri sayesinde evdeki hiçbir yere benzemiyordu. Birkaç kitap, kalemlerim, kağıtlarım, bir de bavulum... Hep birlikte zorlukla sığardık içine. Bavul? Söylemeyi unuttum, kalabalık bir ailede odanız olmadığı gibi eşyalarınızı koyabileceğiniz bir dolabınız da olmayabilir. Benim de 8 yaşımdan beri, dedemden kalma bir bavulda duruyordu eşyalarım. Bu durumdan yakındığımı hatırlamıyorum hatta her an gidecekmişim gibi hazır olmak çok hoşuma giderdi. "Gitmek" benim için "gezmek" ile aynı anlama gelirdi. Bazen ona buna kızar bavulumu kaptığım gibi giderdim ve çok uzaklaşamadan dönerdim.
Sonra büyüdüm işte. Kabardığı için hep kısacık kestirilen saçlarım uzadı, salondaki Art Nouveau taklidi vitrinin en üst rafına kadar erişti elim kolum. Benden büyük kardeşlerim teker teker yuvadan uçarken, dar açılı kapı aralığından bir odaya terfi etsem de eşyalarım o bavulda durmaya devam etti bir süre daha. Boyum uzasa da gitmek, kalmak, yer, sahiplik, kelimeleriyle derdim de devam etti. Hem bir yerim olsun istedim hem de hiçbir şeyin beni bağlamamasını, sırtımda ağırlık yapmamasını Velhasıl ben hep gittim. Gezmedim, gittim.
Bu bir türlü kavrayamadığım kelimelere bir de "sürüklenmek " eklendi bir süre sonra. Sürüklenircesine gittim ama her seferinde o olmayan küçücük yerime kavuşma isteğiyle kavrularak döndüm. Yer denen şey, cebime sığacak kadar küçük olsaydı belki de dönmezdim.
Bu yazıya Harry Connick Jr. in Drifting i eşlik eder,eğer bu linke tıklarsanız.
Benim yine sürüklendiğim dönemlerin birinde bir arkadaşım sayesinde tanışmıştım Drifting ile. Arkadaşım da sürükleniyordu. Sonra o bir tarafa sürüklendi, ben başka bir tarafa... Ama şarkı kaldı. Yazı da böyle bir şey işte. Neden yazdığını düşünüyor ya insan bazen. Kalsın diye. Ben gidince o kalsın diye yazıyorum galiba..
Neyse işte oğulun doğumundan önce iki kitap doğuracağımdır. Kitap sanal raflarda yerini aldığında haber veririm. Komik olan, I pad im olmadığı için benim okuyamayacak olmam :))
haydi gidelim..
b
23.3.13
Bologna ilistürasyonlu çocuk kitapları fuarı
geçen sene tam şu zamanlar oradaydım... sanmıştım ki, bu sene kitabımla birlikte orada olacağız yine:)
neyse.. belki bir sonraki seneye...
26.2.13
mart/ march
mart, kedi sesleriyle birlikte gelir istanbul'a :)
beyhan kediden korksa da kedi çizmeye bayılır.
nisan da görüşmek üzere
b
14.2.13
Hi mom...
insanın içinde bir şey kıpır kıpır ederken, ciddi bir şeyi nasıl yapsın.. mart takvimini hazırlamaya çalışıyorum. mart tavşanı çizmek lazım belki.. ya da mart kedilerini.
ya da şu içimdeki kıpırdak yavruya dair bir şey çizmeye mi başlasam artık ??
ya da şu içimdeki kıpırdak yavruya dair bir şey çizmeye mi başlasam artık ??
28.1.13
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











.jpg)

















